30 Eylül 2009, gece vakti, kendim için hazırladığım bir ninni.
Kafes.
Akıyordu vücudu
Kafesten
Kafesin parmaklıklarının arasından
Yayılıyordu
Üç yahut dört kat altına
Kafesin
Kafesten kurtardı
Kızı
Elini tuttu
Kızın
Ve kaçmaya başladılar
Gölgeler peşindeydi
Kızın
Ne kızıl, ne gümüş, ne altın
Betimlenemez ışıltısı
Kızın
Ne insaniyetinden, ne de merhametinden
Sırf
Uzun
Siyah
Düz saçı için
Tuttu elini kızın
Gölgeler peşindeydi
Kızın
Ne çocuğun, ne kafesin
Sırf
Kızın
Dili apayrıydı
Kızın
Ne harfleri, ne kelimeleri
Anlayabiliyordu
Çocuk
Tebessüm ediyordu
Elini tuttuğunda
Kızın
Siyah gölgelerin sahibi
Siyah bir cadı
Sahibi
Kafesin
Kalenin
Kızın
İri kılıcı taşımakta güçlük çekiyordu
Çocuk
Tutuyordu
Sağ eliyle kılıcı
Sol eliyle elini
Kızın
Çocuğun gözü
Üzerindeydi
Kızın
Gözleri ise
Üzerindeydi
Kuşların
Gözleri ise
İçindeydi
Kalenin
Uyumuyordu
Çocuk
Dinlenmek için oturdukları koltukta
Uyurken
Kızın
Suretini seyredebilmek için
Sırf
Az kalmıştı
Gölgeler tükeniyordu
Cadı bitap düşmüştü
Masal bu ya
Çocuk ölmüştü
Şimdi
Elini tutuyor birileri kızın
Bir gün sağ elini
Bir gün sol elini
Tutan
Birileri
Bir gün uzun saçlı
Bir gün seyrek saçlı
Bir gün sakalsız
Bir gün bıyıksız
Bir gün tıfıl
Bir gün iri yarı
Birileri
Vasıfsız
Birileri
Kılıçsız
Birileri
Uyuyan
Birileri
Çirkin şiirleri var
Birilerinin
Çirkin gramerleri var
Birilerinin
Çirkin geçmişleri var
Birilerinin
Ve gölgeleri var
Birilerinin.
Bubiranîönmasaldır. 25 Kasım 2009 Çarşamba, 11:29:08
Sesi Kirli Bir Masal; Kafes dokümanı.
İçin Mevsimi.
A”.’kıl almaz bir şans trafiği; meteoroloji ne zaman ki şoförler için küfür ve ter döktürecek minvalde raporlar dağıtıyor; mevsim (ne zaman ki), katatonik motivasyonlar için mazeret sayılabilecek ayları şartlandırıyor ve ipe sapa gelmez yeniyetme bir rasyonalizmden ”Çök, üzül, mümkünse yok ol!” gündelik komutlarını envanter ediniyor, (o zaman) ”Olacaksa şimdi olmalı.” kozumuzu umudumuza zerk ediyoruz, veyahut tembel bir müdafaa dürtüsüyle aşınmışları ve izlerini sakladıklarımızı, güncel haftalarımıza aşama aşama yedirmeye başlıyoruz. Ve (bu) manzaranın, (defalarca tecrübe edilmesine karşın*) tadından ödün vermemiş ayrılım eşiği* ile paralelce burun buruna gelmesi; montajladıkları kardeş korkularından aşikâr.
Ayrılım eşiği, öncesi ve sonrası ile, muadil korku tohumları ekiyor.
Uçurumdan madden bir hayli uzaktayken, taşıdığımız paranoya miktarına göre, az veya çok (genellikle az), yitirmek kaygısı duyuyoruz; ”Ya kaybedersem?” dönemi.
Uçuruma madden yaklaştırıldıkça, çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanacak abstre bir hazırlık telaşına girişiyoruz; ”Kabullenmeliyim.” dönemi. Bu, bir beraberliğin en küstah evresi bana kalırsa. Kim, çokluevrenin kuytu bir noktasına olası düşüşüne karşın zatî önemsizliği ve bir başınalığıyla baş edebilmeye yönelik bir prova tatbik edebilir? Bilinmeyene hazırlık, rasyonel midir? Yahut, bu minvalde yalnızca tahmin etmekle sınırlandırılmış vakıf olmak kapasitemizi, düz bir mantığa dayamak, yağmur duasından medet ummak değil midir? Anî vuku bulması gerekli diğer her şeyden çok daha birdenbire bitmeli, bitmek, bitebilmeli. Zira, henüz belki de dün, burnunuz ve boynu arasında çalışan kusursuz mekaniğin sizi kokuyla yapıştırdığı kimseyi, şimdi süremiz doluyor çanlarıyla bir ön hazırlığa itmek, yıkımın şiddetini çoğaltmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. İçimizden sadece biri geçiyor ve dünyamızı değiştirdikçe başımız daha fazla dönüyor.
Bubiranîönsözdür. 22 Kasım 2010 Pazartesi, 04:01:39
Bacak Bacak Üstüne Atan Şarkılar; Kolları Kıvrılmış Bir Savaş.